Efendim malumunuz, analar babalar yemiyor yediriyor, giymiyor
giydiriyor, kız çocuklarını okumaya gönderiyor. Genç kızlarımız da okumaya diye
gittikleri büyük şehirden bir adet diploma, bir adet de koca adayı ile
dönüyorlar.
Aile büyüklerinin, arkadaşların ve mahallelinin baskısı ve buna
mukabil “kavak yeli” diye tanımlanan tehlikeli rüzgârın gençlerin başında aralıksız
esmesi sonucunda genç kız, genç adam, eş, dost, arkadaş ve “yedi sülale” tabir
edilen kalabalık, “açılış dansıyla” romantizmin doruklarına tırmanıyor; “çiftetelli,
roman havası ve oryantelle” kurt dökme girişiminde bulunuyor ve son olarak da “halay”
adı verilen masif akıma takılıp bir hafta sürecek serçe parmak ağrılarına razı
olabiliyor ya da bayanlar için topuk kırılması sonucu oluşan "burkma-berkme-çıkık" gibi çeşitli ortopedik rahatsızlıklarla cebelleşmek zorunda
kalınabiliyor.
Takriben oryantalden sonra “pasta kesme” adı altında bir tür “kılıç-kalkan
gösterisi” sergilenip büyük ses getirse de asıl sükse “takı merasimi” diye
takdim edilen bir nevi “trigliserid, glukoz ve demir ölçümü amaçlı kan alma”
işlemiyle yakalanıyor. Ellerini yumruk yapıp gergin bir bekleyişe geçen gelin
ve damat, gözleri iyi görmeyen (ya da artık bir gözü toprağa baktığı için tek
gözüyle iyi göremeyen) arkaik ninelerin enjekte ettiği toplu iğneyle önce
irkiliyor, ardından parmaklarını seri hareketlerle açıp kapatarak morarmanın
önüne geçmeye çalışıyorlar. Bunu takip eden dakikalarda, emeline ulaşan ninenin
gelin ve damada elini öptürürken badem büyüklüğündeki altın yüzüğüyle kendinden
bir iz bırakmak adına gençlerin alnında delici darbelere yol açtığı görülüyor. Kanı alan, alnı delen bu akraba hadiseyi belgelemek adına gelinle
damadın ortasına geçip bir de fotoğraf çektiriyor. Hızını alamayıp bir tur daha şapır ve şupur sesleri eşliğinde öpmeye kalkıştığı da sıkça rastlanan felaketler arasında.
Gördüğünüz gibi hem düğünü yapan hem de düğüne gelenler için son
derece sancılı ve masraflı geçen bu tantananın herkes tarafından bilinmeyen,
bilinse de dillendirilmeyen bir başka yüzü de “gelin başı ve makyajı trajedisi”!
Taa en başta bahsettiğimiz genç kızların üniversite aşkları yani damat beyler
her zaman gelin hanımların memleketinden olmayabiliyor. Günümüzde bu durumlarda
bir kız tarafında, bir de erkek tarafında olmak üzere iki adet düğün töreni
düzenleniyor. Her anı sancılı ve masraflı olan bu merasimlerde gelinler için önemli
olan tek nokta, saç ve makyaj. Kendi memleketinde senelerdir tanış olduğu,
hatta düğün yaklaştıkça samimiyetin artırıldığı kuaförleri olan gelinler, damat
beyin memleketinde damadın akrabalarından ya da oradan buradan aldıkları rivayetler
doğrultusunda düğün günü misafir şehirdeki herhangi bir kuaföre giriyorlar.
Gelinin yanındakilerin de gerginlikte gelinden aşağı kalmadığını gören kuaförün
eli ayağına dolaşıyor. İkram babında çaylar, kahveler ve mevsimine göre meyve
suları havada uçuşuyor. Yeni bir ilişkinin başlangıcı olması münasebetiyle
taraflar birbirine tamamen açılmasa da karşılıklı beklentiler genel hatlarıyla
masaya yatırılıyor. Gelin kafasındaki saç modelini tarif ediyor, kuaför ciddi
yüz ifadesini bozmadan bakışlarını yerde gezdirip “evet, anlıyorum, hı hı,
tabii” gibi kısa repliklerle konuşmaya dâhil oluyor. Gelinin arkadaşları ara
ara “ama bakın beyaz çiçeği topuzun tam yanına monte edeceksiniz, enseye doğru
inmesin sakın” gibi müdahalelerde bulunurken, kuaförün de sessizliğini bozduğu
ve kendi hakkında ayrıntılı bilgi verme girişimlerinde bulunduğu gözlemleniyor:
“Biz 2001’den beri buralarda birçok gelin başına imzamızı attık. Sizin orda var
mı bilmiyorum ama biz burada Ajda Pekkan krepesi dediğimiz özel bir krepe atıyoruz,
deneyin derim.” Bu noktadan sonra karşılıklı atışmalar ve gıcıklaşmalar
yoğunlaşıyor ve gelin kendi kuaförünü övmeye başlıyor. İşlerin çığrından
çıktığı nokta olarak da gösterilebilecek bu aşamayı takip edense sadece ama sadece gelinin tarif ettiğinden fersah fersah uzak bir gelin başı ve sulu boya ile yağlı boya çalışması arasında gidip gelen bir seramik makyaj.
Bu yazımı iki düğünle evlenen ve yukarıdaki sahneleri yaşamış
olan bütün gelinlere ve gelin adaylarına ithaf ediyorum. Amma ve
lakin asıl amacımız kız çocuklarının okula gönderilmesini desteklemek. Anneler,
babalar! Kız çocuklarınızı okutun ki eğitimli anneler sağlıklı nesiller
yetiştirsin! (Sosyal mesajımı da veririm) :)
