13 Temmuz 2012 Cuma

Bir Merasim Olarak Düğün ve "Gelin Başı"



     Efendim malumunuz, analar babalar yemiyor yediriyor, giymiyor giydiriyor, kız çocuklarını okumaya gönderiyor. Genç kızlarımız da okumaya diye gittikleri büyük şehirden bir adet diploma, bir adet de koca adayı ile dönüyorlar.

      Aile büyüklerinin, arkadaşların ve mahallelinin baskısı ve buna mukabil “kavak yeli” diye tanımlanan tehlikeli rüzgârın gençlerin başında aralıksız esmesi sonucunda genç kız, genç adam, eş, dost, arkadaş ve “yedi sülale” tabir edilen kalabalık, “açılış dansıyla” romantizmin doruklarına tırmanıyor; “çiftetelli, roman havası ve oryantelle” kurt dökme girişiminde bulunuyor ve son olarak da “halay” adı verilen masif akıma takılıp bir hafta sürecek serçe parmak ağrılarına razı olabiliyor ya da bayanlar için topuk kırılması sonucu oluşan "burkma-berkme-çıkık" gibi çeşitli ortopedik rahatsızlıklarla cebelleşmek zorunda kalınabiliyor.

     Takriben oryantalden sonra “pasta kesme” adı altında bir tür “kılıç-kalkan gösterisi” sergilenip büyük ses getirse de asıl sükse “takı merasimi” diye takdim edilen bir nevi “trigliserid, glukoz ve demir ölçümü amaçlı kan alma” işlemiyle yakalanıyor. Ellerini yumruk yapıp gergin bir bekleyişe geçen gelin ve damat, gözleri iyi görmeyen (ya da artık bir gözü toprağa baktığı için tek gözüyle iyi göremeyen) arkaik ninelerin enjekte ettiği toplu iğneyle önce irkiliyor, ardından parmaklarını seri hareketlerle açıp kapatarak morarmanın önüne geçmeye çalışıyorlar. Bunu takip eden dakikalarda, emeline ulaşan ninenin gelin ve damada elini öptürürken badem büyüklüğündeki altın yüzüğüyle kendinden bir iz bırakmak adına gençlerin alnında delici darbelere yol açtığı görülüyor. Kanı alan, alnı delen bu akraba hadiseyi belgelemek adına gelinle damadın ortasına geçip bir de fotoğraf çektiriyor. Hızını alamayıp bir tur daha şapır ve şupur sesleri eşliğinde öpmeye kalkıştığı da sıkça rastlanan felaketler arasında.

     Gördüğünüz gibi hem düğünü yapan hem de düğüne gelenler için son derece sancılı ve masraflı geçen bu tantananın herkes tarafından bilinmeyen, bilinse de dillendirilmeyen bir başka yüzü de “gelin başı ve makyajı trajedisi”! Taa en başta bahsettiğimiz genç kızların üniversite aşkları yani damat beyler her zaman gelin hanımların memleketinden olmayabiliyor. Günümüzde bu durumlarda bir kız tarafında, bir de erkek tarafında olmak üzere iki adet düğün töreni düzenleniyor. Her anı sancılı ve masraflı olan bu merasimlerde gelinler için önemli olan tek nokta, saç ve makyaj. Kendi memleketinde senelerdir tanış olduğu, hatta düğün yaklaştıkça samimiyetin artırıldığı kuaförleri olan gelinler, damat beyin memleketinde damadın akrabalarından ya da oradan buradan aldıkları rivayetler doğrultusunda düğün günü misafir şehirdeki herhangi bir kuaföre giriyorlar. Gelinin yanındakilerin de gerginlikte gelinden aşağı kalmadığını gören kuaförün eli ayağına dolaşıyor. İkram babında çaylar, kahveler ve mevsimine göre meyve suları havada uçuşuyor. Yeni bir ilişkinin başlangıcı olması münasebetiyle taraflar birbirine tamamen açılmasa da karşılıklı beklentiler genel hatlarıyla masaya yatırılıyor. Gelin kafasındaki saç modelini tarif ediyor, kuaför ciddi yüz ifadesini bozmadan bakışlarını yerde gezdirip “evet, anlıyorum, hı hı, tabii” gibi kısa repliklerle konuşmaya dâhil oluyor. Gelinin arkadaşları ara ara “ama bakın beyaz çiçeği topuzun tam yanına monte edeceksiniz, enseye doğru inmesin sakın” gibi müdahalelerde bulunurken, kuaförün de sessizliğini bozduğu ve kendi hakkında ayrıntılı bilgi verme girişimlerinde bulunduğu gözlemleniyor: “Biz 2001’den beri buralarda birçok gelin başına imzamızı attık. Sizin orda var mı bilmiyorum ama biz burada Ajda Pekkan krepesi dediğimiz özel bir krepe atıyoruz, deneyin derim.” Bu noktadan sonra karşılıklı atışmalar ve gıcıklaşmalar yoğunlaşıyor ve gelin kendi kuaförünü övmeye başlıyor. İşlerin çığrından çıktığı nokta olarak da gösterilebilecek bu aşamayı takip edense sadece ama sadece gelinin tarif ettiğinden fersah fersah uzak bir gelin başı ve sulu boya ile yağlı boya çalışması arasında gidip gelen bir seramik makyaj.

     Bu yazımı iki düğünle evlenen ve yukarıdaki sahneleri yaşamış olan bütün gelinlere ve gelin adaylarına ithaf ediyorum. Amma ve lakin asıl amacımız kız çocuklarının okula gönderilmesini desteklemek. Anneler, babalar! Kız çocuklarınızı okutun ki eğitimli anneler sağlıklı nesiller yetiştirsin! (Sosyal mesajımı da veririm) :)