20 Mart 2012 Salı

Baharın İlk Esintileri


Ohhh bee… Nihayet nefes aldığımı hissediyorum doya doya. Gözlerimi hep kaçırdığım o pencere var ya hani, hep uzak durmaya çalıştığım; işte bugün o pencereye baktıkça gülüyor yüzüm. Dün akşam yoktu hâlbuki, şimdi kızıl goncalar görüyorum akça ağacın dallarında. Hepsi o kadar taze, o kadar yeni ki hayatta her daim değiştiğimiz gerçeğini yüzüme vuruyorlar adeta. Daha bugün doğmuşlar, daha yaşayacak bir ömür var önlerinde. Hiç kaybolmasınlar, hep o dalda nefes alıp versinler istiyorum. Onlar gitmedikçe, bizi bırakmadıkça biz mutluyuz, güneşliyiz, umutluyuz… Peki ya şu kuşlara ne demeli? Siz nerelerdeydiniz şimdiye kadar ah be güzellikler? Gök gürültüleri, şimşekler, çatıyı delecekmişçesine yağan dolular ve kar küreme makinelerinin gümbürtüsüyle mi cezalandırdınız bizi bunca ay? Aman nolur kaybolmayın ortalıktan, siz şakıdıkça şarkı söyleyebildiğimi hatırlıyorum. “Ak güvercin olaydım, pencerene konaydım!” Roka mandolinen!

5 Mart 2012 Pazartesi

Uzaklar

Ayten Alpman “Al götür beni çok uzaklara!” diye haykırıyor şarkısında. Dinledikçe ben de çok uzaklara gidiyorum, bir zamanlar çok uzaklara gitmeyi arzulayıp bunu gerçekleştirebilmiş biri olarak. 


O zamanlar da uzaklara gitme derdindeydim, şimdi de. Hiç görmediğim rüyaları görmekti benim tek emelim. Beraber, yalnızlığa meydan okuyarak uzaklara gitmek... 


Şimdi bakıyorum da yine aynı arzularla yanıp tutuşuyorum, yine aynı hayallerin peşindeyim, yine başka diyarlarda vermek için tutuyorum nefesimi. 


“Nerede değilsem, orada iyi olacakmışım gibi geliyor,” demişti ya Baudelaire, benimkisi de o cinsten galiba…