28 Şubat 2012 Salı

Babam'a...



1987 yılının Kadir Günü… Balıkesir Asker Hastanesi’nin kadın-doğum servisinde ciyak ciyak bağırarak başladığım hayat mücadelemi “gururla” karşılayan adam, babam…

Komşu dedenin, dışarıyla bağlantı kurduğum tek yer olan balkonumuzun demirleri arasından uzattığı tazecik yumurtaları yere düşürmeden alabileyim diye ellerini ellerimin altına siper eden kahraman adam, babam…

Ana sınıfı tiyatrosunda rol seçme lüksünün tanındığı tek kişiyken gidip “kırmızı başlıklı kızın ninesi” rolünü seçmemi destekleyen tek insan, babam…

Büyük fıskiyelerin altına girip ıslanmamı, Truva Atı’nın penceresinden atlamaya çalışmamı, okul korosunda söylenen marşlardan sıkılıp Vardar Ovası’nı söylemeye başlamamı, gazetelerin birinden kupon biriktirerek aldığım “Kolay İngilizce” adlı kitaptan öğrendiğim “Can I have a cup of tea?” şeklindeki İngilizce cümleleri ezberleyip en gereksiz yerlerde berbat bir telaffuzla kullanmamı ve daha bir sürü rezilliğimi alkışlayan güzel yürekli adam, babam…

“Ne yani, kız çocukları hafta sonları babalarıyla takılamaz mı?” dercesine çırpı bacaklı kızını elinden tuttuğu gibi Balıkesirspor maçlarına götüren, etrafındaki holiganların küfür üstüne küfür patlatmasına sinirlenip kavga çıkaran ya da bazen kızının kulaklarını iki eliyle tıkamaya çalışan inatçı adam, babam…

Kızının üniversite sınavında başarılı olduğunu öğrenince bir anda ortalıktan kaybolan, aradan bir iki saat geçtikten sonraysa ancak Türk filmlerinde rastlanacak bir sahnenin bahçemizde yaşanmasına sebep olup, yanında tosun gibi bir koç (hayvan olan) ile kızının karşısına geçip “Adağımızı yerine getirmek lazım!” diyerek ev ahalisinin gülme ve ağlama eylemlerini aynı anda gerçekleştirmesine vesile olan alem adam, babam…

“Alo?” der demez, “Baba, benim erkek arkadaşım var!” diye bir cümleyle karşılaştığında “Boyu senden uzun mu? Seni üzerse mahvederim onu,” diye tepki veren, kızını istemeye geldiklerinde güler yüzünü hiç bozmadan “Hayırlısıyla olsun, hayırlısı değilse de en hayırlı şekilde bitsin,” diyebilen, kırmızı kuşağı kızının beline dolarken içinde neler yaşadığını bilemediğim esaslı adam, babam…

 “70 yaşına da gelsen sen benim küçük kızımsın,” diyerek zamanın bizim aramızda hiçbir anlamı olmadığını hatırlatan akıl hocam, babam…

Beni bütün deliliklerim, bütün sersemliklerim ve bütün zaaflarımla hayatının merkezine oturttuğun, “babam” olmayı bu kadar güzel becerdiğin için bugün bu yazıyı yazıyorum sana. İyi ki başımızdasın, sevgimle…

Raniş


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder