28 Şubat 2012 Salı

İçim-Dışım



Güneş tepemde. Hafif hafif esen rüzgarla birlikte havuzun fıskiyeleri yalpalanıyor. Herkes ceketini çıkarmış, koluna atmış. Bense kürklü paltomu çıkarmak istemiyorum, beni iyi taşıyor. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor belli ki, bense onların hızına… 

Gözlemlerken yoruluyorum adeta. Her gözlem bir nevi kıyas, mukayese. Karşıdan bakanlar için, gözlerini güneşten kısmış, kürk paltolu, amaçsızca ya da belki de bilinçli olarak güneşin altında bir şeyler karalayan bir kadınım. İçeriden baktığımda ise taşmak üzere olan bir ırmağım; sahip olduklarını çaldırmamak isteyen, fakat paylaşmaktan da geri kalmayan bir nehir… 

Uzun zamandır günün bu vakti tek başıma, güneşin altında kendimle yüzleşmeye fırsat bulamamıştım. Sanki bir ömür geçirebilirim burada, sanki hayat sırf ben gözlemleyeyim diye akabilir. İsteklerle doluyum, beklentilerle ve belki de umutlarla. 

Dokunmasınlar, rahat bıraksınlar istiyorum. 
Gelen geçen selam versin, beni yeniden kabul etsinler istiyorum. 
Neden sürekli bir şeyler istediğimi anlamak istiyorum. 
Doğa mı sebep? Böyle mi insanoğlu hep? 
Neden bir süregelmişlik içerisinde isteklerle doluyuz? 
Neden her an bir tercih yapmak zorunda kalıyoruz? 
Neden ikide bir “neden” deyip duruyoruz? 
Kendimi insanlardan bu kadar soyutlamışken, yeniden onlarla bütünleşme isteği de nereden geliyor, anlamıyorum. 

İkilemlerimle boğuşmaktan yorulmayan ben, kendimi yeni ikilemlere sürüklemekten korkmuyorum…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder