Sona yaklaşırken adım adım,
yalnız olmayı, yalnız kalmayı daha çok istiyor insan, çok yakında tamamen yalnız
olacağını bile bile. Kimse olmasın, kimse duymasın, kimse konuşmasın istiyor.
Kaçış en iyi yol gibi görünüyor. Duyulmamak, bakılmamak, seslenilmemek, her
şeyden önemlisi de fark edilmemek rahatlatıyor.
İnin, cinin top oynadığı bir park köşesinde, akşamüstünün verdiği ‘bitmişlik’ hissini tek başına yaşamak istiyor.
Kuşların cıvıltısından, havanın kararma ihtimalinden, tanınmamaktan, ağaçların gölgesinden, iki karasineğin üstüne başına konup aklını dağıtmasından medet umuyor.
Yalnızlığı istiyor, yalnız kalacağını biliyor, yalnızlıktan ölesiye kaçıyor…
İnin, cinin top oynadığı bir park köşesinde, akşamüstünün verdiği ‘bitmişlik’ hissini tek başına yaşamak istiyor.
Kuşların cıvıltısından, havanın kararma ihtimalinden, tanınmamaktan, ağaçların gölgesinden, iki karasineğin üstüne başına konup aklını dağıtmasından medet umuyor.
Yalnızlığı istiyor, yalnız kalacağını biliyor, yalnızlıktan ölesiye kaçıyor…
Yoldan geçen orta yaşlı kadın
gibi sigarasını tüttüremediğine, karşıdaki bankta dünyanın ‘en hoş’ muhabbetini
eden sigara molasındaki garsonlar kadar ‘mutlu’ olamadığına, yaz tatillerinin
ana temasını altlarındaki bisikletlerin oluşturacağından şüphe etmediği iki
küçük çocuğun yüreğindeki temizliği çoktan kaçırdığına, mesai çıkışı bankadan
evine doğru yollanan memure kadar ‘bir şeylerin bittiğinden’ emin, merdivenleri
ikişer ikişer inebildiği için dakikalarca mutluluk kahkahaları atan küçük kız
kadar ‘mütevazı’ olamadığına yanıyor insan…
Siyahla beyazı ayırt edemediği
için grilerde yaşamayı kabullenen insan, nefes almak istiyor, fakat bu sefer
rüzgarın yardımı olmadan…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder